Ana Baba Okulu
 |
Evrensel nitelikteki biyolojik değişmeler, çocuğun yetişkin davranışını edinmesi ve
yeni ilişkiler geliştirmesinin ön koşuludur. Ergenliğin ne kadar süreceği ve ergenin üstesinden gelmek zorunda olduğu
görevlerin sayısı ise bir kültürden diğerine büyük ölçüde değişmektedir.
|
 |
Ergenlik Döneminde Gelişim
Ergenliğin başladığına işaret eden buluğ döneminde, bir dizi biyolojik olay çocuğu
yetişkinin ölçülerine ve cinsel olgunluğuna ulaştırır. Buluğa girme yaşı, beslenme ve sağlık koşullarına, kültüre ve
coğrafi bölgeye bağlı olarak değişebilmektedir. Bebeklik dışında başka hiçbir dönemde bu kadar hızlı bir gelişme yer
almamaktadır. Evrensel nitelikteki biyolojik değişmeler, çocuğun yetişkin davranışını edinmesi ve yeni ilişkiler geliştirmesinin
ön koşuludur. Ergenliğin ne kadar süreceği ve ergenin üstesinden gelmek zorunda olduğu görevlerin sayısı ise bir kültürden
diğerine büyük ölçüde değişmektedir.
Ergenliğe Fiziksel Geçiş
Biyolojik değişmelerin yer aldığı buluğ dönemi 11-14 yaşları arasında bir dizi hormonal değişmeyle başlamış olur.
Büyümeyi hipofiz bezinin salgıladığı büyüme hormonu ve onun uyardığı diğer bazı hormonlar sağlarken, cinsel olgunlaşma
cinsiyet hormonlarıyla kontrol edilir. Boy uzunluğu ve vücut ağırlığındaki artma ve diğer fiziksel değişmeler cinsel
olgunlaşmayla ilişkilidir. Birincil cinsiyet özellikleri, cinsel organlar ve üreme sistemindeki değişmelere, ikincil
cinsiyet özellikleri ise cinsel olgunluğa işaret eden ve dıştan görülebilen kıllanma, ses değişmesi ve göğüslerin
gelişmesi gibi değişmelere karşılıktır. Buluğa ait değişmeler kızlar da erkeklere göre bir kaç yıl daha erken başladığı
için dönemin başında kızlar erkeklerden daha uzun boylu ve daha yetişkin görünümdeyken 14-17 yaşları arasında erkekler
kızlara yetişmekte ve geçmektedirler.
Buluğda cinsel olgunluğa işaret eden olaylara yani kızlarda ilk adet kanamasına, erkeklerin de ilk boşalmaya olan
tepkileri farklı olabilmektedir. Cinsellikle ilgili bilgi düzeyi ve aile desteği düşük olan kızlarda ilk kanama şok
ve sıkıntı yaratabilmekte ve olumsuz duygulara yol açabilmektedir. Erkekler ise arkadaşlarından ve kendisine yakın
bir yetişkinden cinsellikle ilgili daha fazla bilgi edindikleri için kendilerini bu işarete daha çok hazırlamaktadırlar.
Buluğa geçişin akranlara göre erken veya geç olması ergenin fiziksel uyumuyla ilişkilidir. Erken olgunlaşan erkekler
ile geç olgunlaşan kızların fiziksel görünüşleri kültürel beklentilere uyduğu için daha olumlu beden imgesine sahiptirler
ve güven duyguları daha gelişmiştir. Geç olgunlaşan erkekler ve erken olgunlaşan kızlar isefiziksel gelişmeleri akranlarıyla
uyuşmadığı için duygusal ve sosyal açıdan zorluk çekmektedirler. Bu özellikler daha ilerideki yetişkinlik yıllarında
değişebilmekte ve geç olgunlaşan erkekler ile erken olgunlaşan kızlar olumlu yetişkin özellikleri gösterebilmektedirler.
Bilişsel Gelişim
Piaget'ye göre ergen 11 yaşından itibaren formel işlemsel düşünceyi geliştirmeye başlar. Bu dönemin önemli özelliği
hipotetik tümdengelime! düşüncedir. Ergen, bir problem çözme durumunda neden-sonuç ilişkisini kurabilmek için olası
tüm değişkenleri göz önüne alabilir ve bunlardan birini sınarken diğerlerini dışarıda bırakabilir. Gerçek ve somut
olmayanla yani olasılıklarla ilgilenebilir ve mecaz anlamları anlamakta güçlük çekmez. Formel düşüncenin her ergende
ortaya çıkmayacağı, bu düşünce biçimiyle ilgili bilişsel stratejilerin ancak eğitimle gelişebileceği ve bu nedenle
formel işlemsel dönemin, Piaget'nin önceki üç dönemi gibi evrensel olmadığı tartışılmaktadır.
Ergenlerdeki soyut düşünce onların günlük davranışlarını da etkilemektedir. Kendileri ve dünya hakkında daha fazla
düşünmekte ve 13-15 yaşları arasında daha tartışmacı, idealist ve eleştirici olmaktadırlar. Bununla birlikte kendilerinin
ve başkalarının soyut bakış açılarını değerlendirmekte zorlandıkları için yeni bir ben merkezci eğilim içine girmektedirler.
Elkind'a göre kendi düşünceleri, duyguları ve davranışlarıyla aşırı ilgilidirler. Kendi ve diğerleri arasındaki ilişkilerle
ilgili olarak da iki önemli çarpıtmaları vardır. Bunlardan biri, kendi kendileriyle çok ilgili olmalarının ötesinde
diğerlerinin de kendisiyle ilgilendiklerini düşünmeleri ve devamlı bir sahnede, herkes kendilerini izliyormuş gibi
davranmalarıdır. Diğeri ise kendi önemlerini aşırılaştırmaları ve kendilerini özel ve özgün olarak algılamaları sonucu
başkalarının başına gelenin kendi başlarına da gelebileceğini düşünememeleridir. Bunun sonucu olarak da alkol ve uyuşturucu
alma, hızlı ve tehlikeli araba kullanma gibi riskli davranışlara girmekten sakınmamaktadırlar.
Bağımsızlık ve Yetişkin Kimliğinin Kazanılması
Freud'a göre genital dönem, içgüdüsel enerjinin yeniden genital bölgede harekete geçtiği bir dönemdir. Çocukluk süresince
kurulmuş olan id, ego ve süperego arasındaki denge yeniden bozulmuş olur. Cinsel dürtüler gencin fallik dönemdeki
çatışmaları yeniden yaşamasına yol açar; ancak romantik ilişkiler bu kez aile dışında aranır.
Erikson'a göre yetişkinliğe sağlıklı geçişin en önemli koşulu kimlik kazanmadır. Kimliğin oluşması süreci ergenlikten
çok önce başlamaktadır ve önceki dönemlerde başarılı sonuçlar alınmış olması yetişkin kimliğine geçişi de kolaylaştırmaktadır.
Özellikle gelişmiş kabul edilen ileri toplumlarda ergen bir kimlik bunalımı yaşamaktadır. Bedeni, çok kısa bir süre
içinde yetişkin görünümü alan ergen artık çocuk gibi davranamayacağını anlar ve "Ben kimim?" "Değerlerim
nelerdir?" "Yaşamdaki amaçlarım neler olmalıdır?" gibi sorularla geleceğe dönük kararlar almaya ve
benliğini oluşturmaya başlar. Toplum içinde kendi seçtiği ideolojiye uygun bir rol bulursa kimlik kazanmış olur. Bunu
başaramayan ergenlerde ise kimlik krizi devam eder. Pek çok denemeyle bu kriz çözülmezse ergen kimlik kargaşasına
düşebilir veya olumsuz bir kimlik geliştirebilir.
Erikson'dan sonra Marcia yaptığı çalışmalarla ergenlerde 4 farklı kimlik statüsü olduğunu belirlemiştir. Bunlar,
erken bağlanmış, kargaşalı, kararsız ve başarılı kimlik statüleridir. Erken bağlanmış kimlik statüsündeki ergenler
bir karar alma sürecinden geçmemişlerdir. Kimlikle ilgili tüm kararları genellikle ebeveynleri tarafından belirlenmiştir.
Yetişkinliğe geçiş pürüzsüz ve çatışmasızdır. Kargaşalı kimlik statüsündeki ergenler ise bir kriz yaşamazlar ve mesleki
rol seçimiyle ilgili olarak da bir güdüleri yoktur. Bunlar bir kimliğe bağlanmaktan tamamen kaçınmaktadırlar. Kararsızlar
ise bir kimlik krizi yaşarlar, kaygıları yüksektir ve karar alma süreci devam etmektedir. Bu nedenle ergenlerin kendileriyle
en ilgili oldukları statüdür. Başarılı kimlik statüsündekiler ise kimlik krizini atlatmış ve bir kimliğe bağlanmayı
gerçekleştirmiş ergenlerdir.
Ergenlerin hangi kimlik statüsünde yer aldığı onun kendilik imgesini, beklentilerini ve strese karşı tepkisini etkilemektedir.
Başarılı kimlik statüsündeki ergenlerin oranı yaşla birlikte artmakta ve kimlik gelişiminde kültürel farklılıklar
görülmektedir.
Bebeklikteki bağlanma ve bireyleşme süreçlerinde olduğu gibi kimlik arama sürecinde de eğer aile güvenli bir sığınak
sağlarsa ergen daha kolaylıkla ve daha geniş bir dünyada kimlik arama sürecine girişecektir. Ailenin ve okulun sağladığı
fırsatlar da ergenin kimlik kazanmasını ve mesleki bağlanmalarını etkilemektedir. Ayrıca, kültürel bağlam ve tarihsel
dönem gibi değişkenler de ergenin meslek seçiminde, cinsiyet rol tercihlerinde ve politik değerlerini belirlemesinde
önemli rol oynamaktadır.
Ergenlikte yakın arkadaşlıklar ergenlerin kendilerini ve diğerlerini anlamalarını, ergenlikteki stresle baş etmeyi
ve okula uyumu kolaylaştırmaktadır. Ergen grupları, konuşma tarzları, giyimleri ve davranışlarıyla birbirlerinden
ve yetişkinlerden ayrılırlar. Bu gruplar ergenin kendine uygun bir kendilik duygusu oluşturmasında aileden bağımsız
bir bağlam sağlar. Ergenlikte grup baskısına uyma, çocukluk ve yetişkinliktekinden daha fazla olduğu için arkadaşlıklar
riskli davranışlar için güdüleyici olabilmektedir. Ergende yüksek özsaygı, sosyal ve ahlaki olgunluk ve ebeveynin
yakınlığıyla kendini gösteren demokratik ana-baba tutumu akran baskısına direnmede önemli bir rol oynamaktadır. Çocukluktaki
zayıf akran ilişkilerinin, ergenlikteki okul başarısızlığı, ergen suçluluğu ve problemin dışsallaştırılması gibi gelişimsel
sorunlarla ilişkili olduğu bulunmuştur. Ergen suçluluğuyla ilişkili bir başka çocukluk davranışı da saldırganlıktır.
Çocukluktaki saldırganlık, okul başarısızlığını ve okuldan uzaklaşmayı yordamakta (tahmin etmekte) ve özellikle yetişkinlikteki
psikiyatrik problemlerin çoğuyla da ilişkili bulunmaktadır.
Bu yazı HYB Yayıncılık tarafından yayınlanan, Psikiyatri Temel Kitabı adlı kitabın I. Cildinden alınmıştır.
Yazarın Biyografisi
Doç. Dr. Melike Sayıl; halen Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Psikoloji
Bölümünde Öğretim Üyesi olarak çalışmaktadır.
|