|
|
|
Özel Eğitim: Görme
Engelli Çocuklar
 |
Engelli çocuğa sahip olan ailelere yardımcı
olmak için onların yaşadıkları duygu yoğunluğunu çoğumuz anladığımızı ve
paylaştığımızı söyleriz. Böylesi bir durumda aile bize rahatlıkla "sizinde
özürlü çocuğunuz mu var?" diye sorabilir. Cevabımız yok ama..... diye başlayarak
ne kadar yoğun biçimde paylaştığımızı ifade eden tümceler biçiminde devam
ederse etsin bütün bu olumlu atılımlara karşın duygulara katılım oldukça
yüzeysel olup, aileninkine benzer olması da olanaksızdır.
|
 |
ERKEN BEBEKLİK DÖNEMİNDE GÖRME ENGELLİ
ÇOCUĞUN GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN ETMENLER VE ÖNLEME YOLLARI
Prof. Dr .Ayşegül ATAMAN
Gazi Üniversitesi
Gazi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü
Görme Engellilerin Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı
|
 |
|
GİRİŞ
Görme Engelli Çocuğun gelişimine etki yapan etmenleri incelemezden önce, Engelli Çocuğa sahip olan
ailelerin yapılarını, aile bireylerinin birbirleriyle olan etkileşimlerini ve engelli çocuğa karşı
tutumlarını incelemek konunun önemi açısından gereklidir.
Engelli Çocuğa sahip olan ailelere yardımcı olmak için onların yaşadıkları duygu yoğunluğunu çoğumuz
anladığımızı ve paylaştığımızı söyleriz. Böylesi bir durumda aile bize rahatlıkla "sizinde özürlü
çocuğunuz mu var?" diye sorabilir. Cevabımız yok ama..... diye başlayarak ne kadar yoğun biçimde
paylaştığımızı ifade eden tümceler biçiminde devam ederse etsin bütün bu olumlu atılımlara karşın
duygulara katılım oldukça yüzeysel olup, aileninkine benzer olması da olanaksızdır. Hatta Engelli
Çocuğa sahip iki ailenin, çocuğun içinde bulunduğu duruma tepkileri de farklıdır. Burnlund (1976)
"sahip olduğumuz bütün bilgiler kaçınılmaz bir biçimde özneldir... Bireyler kendi görüşlerinden hareke
ederek geçmiş deneyimlerine ve değişen amaçlarına uyan bilgileri seçerler." demektedir. Böylece
Engelli Çocukların ana-babaları ancak, birbirleriyle deneyimlerini paylaşabilirler. Birbirlerini
büyük ölçüde anlarlar. Ancak, her birinin çocuğun özürlülüğünden kaynaklanan engelli oluşa karşı
gösterdikleri duygu ve düşüncelerde farklılıklar vardır. Bu farklılıklar sadece aileler arası
değil aile bireyleri açısından da söz konusudur. Çünkü çocuğun taşıdığı anlam bireyler açısından
değişkenlikler göstermektedir.
Çocuk, Aile Bireyleri İçin Ne Anlam Taşımaktadır? (Smith + J. Neisworth 1975, Sh. 181-190)
1- ÇOCUK BİR ÜRÜNDÜR. Çocuk genel anlamda tanımsal açıdan kadının doğumla tek başına elde ettiği
ürün olarak ele alınabilir. Annenin kişisel bir başarısı olarak yorumlanabilir. Bu nedenle çocuk
da herhangi bir eksiklik, annenin kişisel yetersizliğinin bir yansıması olarak ele alınabilmekte
ve tüm nedenlerin anneden kaynaklandığı varsayılarak, anne suçlanabilmektedir.
Annenin ürününde herhangi bir eksiklik yoksa, anne gururla bebeğini hem eşine, hem aile büyüklerine,
hem de toplumdaki diğer bireylere göstererek "bakın ben ne kadar iyiyim" demek ister. Ürününün
(bebeğin) istendik cinsten oluşu ve sağlıklı oluşu hem eş hem de aile tarafından altın, kurban,
hediye v.b. ile de ödüllendirilir.
2- ÇOCUK BİR ARMAĞANDIR. Annenin ürünü olan çocuk, annenin babaya, annenin kendisini bu rol
için hazırlayan annesine bir armağanıdır. Genç kız evlenip baba evinden ayrılırken, annesine
kendisini yetiştirip büyüttüğü için hak ettiği bir armağan vermeyi ister. Bunu gerçekleştirmenin
yolu olarak da annesi ve anneanne yapmaktan geçmektedir. Bu nedenle de anneanneler bebeğin ilk
yıllarında bakımını üstlenerek, kızlarına yardımcı olarak armağanı ne kadar kabul ettiklerini
bildirirler. Ancak bebekte herhangi bir eksiklik söz konusu ise, armağan değersizleşir. Hiç kimse
değersiz armağan almak ya da vermek istemez.
3- ÇOCUK BİR KANITTIR. Çocuk kadının kocasına tam ve sağlıklı olduğunu, kocanın da tam ve sağlıklı
olduğunu karısına kanıtlamaktadır. Aynı zamanda çiftin sağlıklılığını kendi ailelerine ve topluma
da kanıtlar bu nedenle hamile eşi ile yürüyüşe çıkan bir erkek etrafına gururla bakar. Kadın da
aynı duyguları taşımaktadır.
4- ÇOCUK BİR BAĞDIR. Evliliği güçlendiren, eşleri birbirine yaklaştıran, kadın ve erkek birlikteliğini
aileye döndüren çocuktur. İlişkileri çok fazla dengeli gitmeyen evliliklerin çocuk olduktan sonra
güçlenip, sağlamlaştığı gözlenmektedir.
5- ÇOCUK TANRI'NIN BİR LÜTFUDUR. Eğer çocuk beklenildiği gibi tam ve mükemmel olursa, kişiler Tanrı
tarafından ödüllendirildiklerini, özürlü olursa yaptıkları bir günah için cezalandırıldıklarını,
değersiz olduklarını, günahların bedelini ödediklerini düşünürler.
6- ÇOCUK GELECEK GARANTİSİDİR. Öncelik ve yoğunluğu geleneksel toplumlarda olmak üzere, ailelerin
büyük bir bölümü çocukların kendi yaşlılıklarında onlara bakacak kişiler olarak algılar ve genellikle
de kendilerini güvencede hissetmek için çocuklarının kendilerinden daha üst sosyal-ekonomik katmanda
olmalarını ister. Daha üst öğrenim görüp kendilerinin gerçekleştiremedikleri özlemlere ulaşamadıkları
için, bütün çaba ve güçlerini harcar, bu davranışı kendi toplumumuzda da gözlememiz olasıdır. Çocuk
doğar doğmaz ana-babaların beklentileri doğrultusunda "Benim Kızım/Oğlum Doktor olacak, Mühendis
olacak, Bilgisayar Programcısı, Başbakan v.b." olacak diye çocuğun geleceğine ilişkin planlamalar
yapılır. Bu planlar çocuk gelişimi evrelerinin her birine ulaştığında devam eder. Bu evlenme kararında bile söz konusudur.
Çocuğun ailedeki önemi görüldüğü gibi, yadsınamayacak biçimde büyüktür. İstendik beklentiler ve
uygun (cinsiyet açısından) çocuğa sahip olan aileler için çocuk doğurduktan sonra her şey planlandığı
biçimde oluşturulmaya başlanır. Ancak, çocuk herhangi bir eksiklik/zedelenme ya da özürlü olarak doğacak
olursa, o zaman aile de gerek ana-baba gerekse diğer çocuklar açısından çocuğa karşı çeşitli tepkiler
gözlenir. (Charles Hannam, 1988)
AİLEDE ÖZÜRLÜ ÇOCUĞA KARŞI GÖSTERİLEN TEPKİLER
(Roger L. Kroth, 1985)
Ailelerin, çocuğun özürlü oluşuna karşı gösterdikleri tepkiler, temelde iki grupta ele alınabilir.
Birinci grupta, özre karşı ana-babaların kendi psisik yapılarındaki dengeyi homeostatsis oluşturduğu
bazı savunma mekanizmalarına dayanan psikolojik evreler yer almaktadır. Çeşitli araştırıcılar Sulnit
ve Stark (1961) Kubler-Ross, (1981) bu evreleri gelişimsel basamaklar olarak vermektedir.
Birinci Basamak İNKAR
Herhangi bir travmatik durum ortaya çıktığında kişiler şoka dayanan bir inkar yaşarlar. Bunu özellikle
trafik kazası, boşanma, sevilen kişinin ölümü ya da çocuğa doğumda veya sonradan özürlü damgası
konduğunda gözlenebilir. Çocuklar ilgili ilk tanı konulduğunda ailenin ilk tepkisi duymazdan gelmektir.
Yani "Eğer Ben Bunu Duymazsam, bu durum yok olabilir." anlamını taşımaktadır.
Alan Uzmanları, hem ana-babaları hem de bu konuda çalışan kişiler için en çok bunalım ve sıkıntı
yaratanın bu basamak olduğunu belirtmektedir.
İkinci Basamak PAZARLIK
Bu basamakta ana-baba öyle ya da böyle çocuk hakkında konulmuş olan tanıyı kabul eder ancak,
bu tanının gelişim seyri ile ilgili görüşleri benimsemez. Bunun anlamını böylece açıklayabiliriz.
Ana-babalar "Evet Bizim Çocuğumuz da Bir Özür Var, Eğer Çok Çabalarsam Çocuğum İyi Olacak"
görüşündedirler. Bunu gerçekleştirmek için, doktorlar dolaşılır, çeşitli tedavi yöntemleri
uygulanabilir. Okuldan öbür okula çocuk gezdirir, ana-babaların çoğu kendilerini aşırı biçimde
çeşitli yoğun etkinlikler içeren örgütlenmelere sokarlar. (Dernekler, gönüllü kuruluşlar) Bunlar
da doğal olarak çocuğun durumunda bir değişikliğe neden olmaz, ancak ana-babanın bunalımını
denetlemede ve kendini üretici hissetmesine yardımcı olabilir. Ayrıca özürlü çocuklar için gönüllü
kuruluşların örgütlenmesinde katkıları olabilir.
Üçüncü Basamak ÖFKE
Öfke çeşitleri biçimlerde olabileceği gibi çeşitli hedeflerde de olabilir. Engelli Çocuğa öfkeli
olma toplum tarafından kabul edilemeyeceği için, kişi öfkesini bir başkasına yöneltir. Bu aşamada
anne-baba ile muhtemelen her ikisi ailedeki diğer çocuklarla kapışma halindedir. Kardeşler, engelli
kardeşlerine karşı büyük bir öfkeden kaynaklanan infial içindedirler. Bu duygular onlara suçluluk
hissi vermektedir.
Dördüncü Basamak ÇÖKÜNTÜ (Depresyon) Aşamasıdır.
Yaşanan travmatik duruma uygun olmayan tepkiler ve ailenin içine düştüğü suçluluk duygusu, kişiyi
depresyona götürür. Engellilik durumu ne tür tepki gösterirse göstersin devam etmektedir. Hangi tür
Doktora götürülürse götürülsün ya da hangi programa verilirse verilsin çocuk hala engellidir. Bu
durum ailede bir çöküntüye neden olmaktadır.
Alan uzmanlarımızın aileye en zor yardım edebildikleri aşama bu aşamadır. Ana-baba kendilerini hem
umutsuz hem de hiç kimsenin yardım edemeyeceği bir durumda hisseder.
Son aşama kabul ya da engellilik durumuyla baş etme evresidir. Çeşitli araştırıcılar (Feathestone,
1980, Moses + Kmedler, 1981) bu son evreye kabulden çok çocuğun engelli oluşuyla ilgili durumla baş
etme, kontrol altında tutma olarak benimsemektedirler.
Bunu şöylece ifade ederek açıklamaya çalışmaktalar. "Ölen Bir Kişinin Arkasından Ağıt Yakma ya da Yas
Tutma ile Engelli Bir Çocuğa Sahip Olunca Ağıt Yakma Aşamasındaki tek fark" söz konusu çocuğun hala
yaşıyor oluşudur. Ölümü yaşam içinde gerekli olan her şeyin sonlandığı andır. Ancak, özürlülük,
yaşamak için bir çok yeni gereksinme ve görevler gerektirir.
Her ana-babanın bu basamakları geçişi farklıdır. Kimi ana-baba hiçbir zaman çocukta bir engellilik
olduğunu kabul etmez. Kimi ana-baba da çocuğun gelişim evreleri içinde her basamağa ulaşmasında bu
vreleri tekrar tekrar yaşar. Örneğin İlkokuldan Ortaokula ya da Liseye geçişlerinde.
Bu konudaki ikinci Psikolojik kuram süreğen keder görüşüdür. Bu görüş bir tebliğ konusu değildir.
Bu genel girişten sonra, Görme Engelli Çocuğun erken bebeklik döneminde gelişimini etkileyen etmenleri
ve önleme yollarını tartışalım.
Erken bebeklik, doğumu izleyen yaşamın ilk iki yılını kapsayan döneme denilmektedir. Bu dönem normal
olarak çocuğun bir çok alanda kapsamlı bir biçimde gelişmesinin oluştuğu dönemdir. İki yaşında çocuğu
olan tüm ana-babalar bu yaşın sınırlılıklarını rahatlıkla söyleyebilirler. Çocuk çevresindeki tüm
uyaranlara istenildiği biçimde tepki veremese de davranışlarını kendi istekleri çerçevesinde değiştirerek
ortaya koyar. Dil gelişimi toplumsal etkileşimi sağlayacak temel bir yapıya ulaşır. Algısal becerileri
duyuru uyaranlarının gelişmesine paralel olarak değişir. İki yaşı tamamlayıncaya kadar çocuk kendisini
çevreleyen fiziki ortamın temel kurallarını öğrenir. Bedensel gelişim iki yaş sonunda özellikle büyük
motor alanında (yürüme, koşma v.b.) oldukça gelişmiş durumdadır. Küçük motor (el becerileri) gelişiminde
ise hızla ilerleme görülmektedir. Motor gelişiminde ortaya çıkan düzey, diğer alanlardaki gelişim düzeyleri
ile sıkı sıkıya bağlıdır.
Bu genel değerlendirme çerçevesinde, Görme Engelli Çocuğun gelişimi nasıl olmakta ve gelişimi neler
etkilemektedir.
Özellikle doğuştan görme engelli olan çocuklar için 0-2 yaş arası olan erken bebeklik dönemindeki
gelişim çok önemlidir.
Tüm gelişim boyutlarında, Algısal Gelişim özellikle hiçbir görsel algısı olmayan kör bebekler için
önemlidir. Görme, gören çocuklara renk, ışık, uzaklık, büyüklük, küçüklük, nesnelerin uzaydaki
konumlarına ilişkin zengin, devamlı, güvenilir bilgiler sağlar. Bu bilgilere dayanarak çocuk kişileri,
nesneleri tanımlar. Onlara göre kendi davranışlarını düzenler ve kendini yönlendirir. Bu nedenle,
görme algısı olmayan kör bebekler bu açıklanan duyum boyutlarından yoksundur. Görme algısı olmayan
kör bebekler için erken duyusal uyarımların verilmesi hayati önem taşır. Bu konuda 1940'lardan bu
yana özellikle karanlıkta büyütülen hayvan denekler üzerinde yapılan çalışmalar, kör çocuklar için
bazı sonuçların dikkate alınabileceğini göstermektedir. 1971'de FREEDMAN görme algısından yoksun
olmanın gelişimsel açıdan kör bebeklerde gözlenen gerilikte doğrudan etkin olmadığını vurgulamaktadır.
İŞİTME
Görme Engellinin işitme ve konuşma (sesin niteliği, işitilebilirliği, yüksekliği) açısından bir özür
yarattığına ilişkin herhangi bir araştırma sonucu bulunmamaktadır.
Yaşamın ilk bir kaç ayında bebekler anne-babalarının sesine gülümser (Freedman, 1964) 6. Ayda saatin
gonguna doğru yönelir. 6-8 ay arasında elleri ile tepkiye başlar. Eline konulan objelere tepki verir.
Sadece sesli olan uyaranlara eli ile tepki verme ortaya çıkmaz. 7 aylıkken el çırpmaya dikkatin
yöneldiği gözlenir. 8. ayda yabancı seslere karşı antipatik (isteksiz) tepki gözlenebilir. 9-11 aylar
arasında işitme ve dokunmanın eşgüdüm içinde çalışmaya başladığı gözlenir. Yürütece konan bebeğin sese
doğru yöneldiği görülür. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi ses kör bebekler için gelişimlerinde
oldukça önemli bir uyaran olmasına rağmen gören bebekler kadar erken sese yönelme, kör bebeklerde yoktur.
Murphy (1968)'de belirttiği gibi, kör bebeklerde sese yönelmede 4 aylık bir gerilik söz konusudur. Yani 2
aylık gören bebek başını ses kaynağına çevirirken ancak 7 aylık kör bebeklerde bu gözlenmektedir. Ancak
bu her kör bebek için genellenemez. 14 haftalık iken sese yönelen kör bebeklere literatür de rastlanmaktadır.
MOTOR GELİŞİM
Yaşamın ilk aylarında doğuştan kör olan bebeklerin gelişimlerinin gören bebeklerden farklı olmadığını
belirten kaynaklar bulunmaktadır. Yeni doğan kör bebekler aynı gören bebekler gibi el ve kol hareketi
yaparken, destekle oturma, yuvarlanma, kendi kendine oturma, ellerinden tutulduğunda adım atma ve ayakta
desteksiz durma becerilerinde görenlere kıyasla daha geri durumdadırlar. İki eli koordineli bir biçimde
kullanmada geriliği vardır.
Gören bebekler ayağa kalktıklarında dizler bükük ağırlık topuktadır. Görerek kısa sürede dizlerini
toplayıp ağırlığı taban ortasına doğru kaydırırlar. Ancak kör bebekler de bu olmadığı için ağırlık
topuklarda uzun süre kalır ve düz tabanlık vakaların daha çok gözlenmesine neden olmaktadır.
Bu durumda çocuğun olağan gelişimi için ne yapılabilir.
Dokunma duyusunu geliştirici özel oyunlar yoksa da çocuğun diğer sağlam kalan duyularıyla katıldığı
oyun etkinliklerinde bu duyunun güçlendirilmesi olasıdır. Ana, baba görme özürlü çocuklarının hangi
etkinliklere ne tür tepkiler yaptıklarını gözleyerek, ilgi alanlarını saptayabilirler. Ayrıca ilk
çocukluk döneminde yakalama ve dokunmayı öğretecek özel araçlar, oyuncaklar sağlanmalı, özellikle anne,
günde bir kaç kez diğer ev işlerine bakmaksızın sadece çocuğu ile ilgilenmelidir. Bu etkinlik için
çocuğun dinlenmiş olması, herhangi bir huysuzluk göstermemesi gerekir. Anne bir oyun seçerek çocuğun
dokunma duyusunu geliştirici ve dinlenme becerilerini arttırıcı düzenlemeler yapmak zorundadır. Örneğin :
Çocuğun yaşına göre ya ellerinden ya da kollarından tutarak karşılıklı oturup "Fış Fış Kayıkçı" türü
şarkılı bir oyun oynayabilir. Böylece çocuk hem etkinlikte bulunmuş olacak, hem de etkinliğe eşlik eden
şarkıyı dinleyerek dikkatli dinleme becerisini geliştirebilecektir. Öte taraftan her oyuncak çocuğun
eline verilerek anlatılmalıdır. Çocuğun oyuncaklarını fırlatarak, atarak, üzerine basarak, sallayarak
çıkarttığı seslerdeki farklılığı ayırt etmeyi öğrenmesi de söz konusudur. Bu etkinliklerde bulunurken
dinleme becerisi de artacaktır. Bu dönemlerde, dokunma ve dinleme becerilerini geliştirme açısından
ana-babalar çocuklarındaki çevrelerini tanıma merak ve heveslerini uyarıcı etkinlikler düzenlemelidirler.
Bu amaca uygun olarak hemen hemen her evde bulunan materyaller yararlı olabilir. Bunlardan bazılarını
şöylece belirleyebiliriz. Kadife, yünlü, pazen, pamuklu kumaş parçaları, tahta ya da plastik iplik makaraları,
kamış ya da tahta tabaklar, perde halkaları, lastik musluk contaları, deri ya da süet kemerler, her çeşit
kutular, çeşitli cinste sicim ve ipler. Bütün bu materyalleri kullanarak dokunma duyusunun daha duyarlı
olarak gelişeceği hatırdan çıkartılmamalıdır ve olası yaralanmalardan da korkmamalıdır. Çünkü, çocuğun
kazanacağı deneyim ve uyarımlar bu duygulardan çok daha önemlidir.
Çocuğun dokunma duyusunu geliştirici, sağlam kalan duyularını uyarıcı ve dinleme becerilerini arttırıcı
oyunlar, görenlerle birlikte oynanabilir. Örneğin : Görme özürlü çocuk, bir küme komşu ya da akraba
çocukları ile birlikte bir masaya oturtulur, görenlerin gözleri bağlanır ve hepsine sırası ile çeşitli
dokuma özellikleri olan kumaş parçaları verilerek, "elinizin altındaki kumaşın cinsi nedir?" le başlayan
oyun, hem görme özürlü çocuğun dokunma duyusunun gelişmesine yardım eder, hem de gören çocukların kör
arkadaşlarını daha iyi anlamalarını sağlar.
Büyüklük sırasına göre tahta halkaları bir çubuğa takma, küplerden kule yapma, büyük kutular içine
saklanmış olan küçük kutuları bulma, dokunma duyusunu psikomotor yeteneği geliştiren oyunlardır. Aynı
zamanda etkinlik sırasında oluşabilecek sesler işitmeyi de geliştirir. Oyun anında "ne duyuyorsun?" yada
"bunun yapıldığı madde nedir?" türü sorularla çocuğun dikkati yönlendirilerek dokunma, dinleme ve diğer
sağlam kalan duyuların eğitilmesi sağlanmış olur. Yukarıda sıralanan materyallerin tümüne çocuk alışkın
olmalıdır. Ana-babanın her bir nesnenin diğerleri ile olan benzerlik ve farklılıklarını, çocuğa dokundurarak
tanıtması ve işlevlerini anlatması da önemli bir noktadır. Ayrıca okul öncesi dönemde okula hazırlık olarak
Braille ile yazılmış kitap ve benzerine de çocuğu aşina kılmak, okula hazırlamak açısından önemlidir.
Çeşitli nesneleri büyüklüklerine, biçimlerine, yapılarına göre ayırma da dokunma duyusunu geliştirici yararlı
ve eğlenceli oyunlardır bunlar için evde bulunan çeşitli malzemelerden yararlanıla bilinir. Düğme, fasulye,
ceviz, fındık, eski anahtarlar, eski elektrik priz ve fişleri v.b.
Boyaların kullanılması, sulu ve pastel boyaların, özellikle görme artığı olan yada az gören çocuklar için
oldukça eğlendirici olmaktadır. Az gören çocuklara sağlanacak olan oyuncakların zıt, parlak renkli olanlardan
seçilmesi hem çocuğa görme artığını kullanmasını öğreticek hem de kendine olan güveni artıracaktır.
Çeşitli doğa sesleri ve gürültünün kaydedildiği bant ve plakların işitme duyusunu artırıcı etkinlikler
düzenlenirken dikkate alınması gerekeceği unutulmamalıdır. Bu konuda Ülkemizde radyofonik oyunlar için
düzenlenmiş kayıtların olduğunu hatırlatmakta yarar vardır. Örneğin gök gürültüsü, kapı gıcırtısı, şimşek,
çeşitli hayvan sesleri trafikteki motorlu taşıt sesleri. Bu tür bant ve plak kayıtlarını kullanarak sesler
arası ayrımı öğretecek oyunlar düzenlenebilir. Yağmur sesi dinletip "bu duyduğunuz ne sesidir?" diye
sorularak hem gören hem de görme özürlü çocukların çeşitli tahminlerde bulunacağı bir oyun düzenlemek
olasıdır. Böylesi bir oyunla her iki grubunda dinleme becerileri gelişeceği gibi doğru yanıtların
ödüllendirilmesi ile pekiştirmede sağlanacak, çocuğun işitme duyusunu doğru olarak kullanması öğretilmiş olacaktır.
HAREKET ÖZGÜRLÜĞÜNÜ GELİŞTİRİCİ ETKİNLİK VE OYUNLAR
Süt çağı çocukları için devinim ve oyun aynı etkinliklerdir. Çocuk, elini ayağını oynatırken yada bir
taraftan öteki tarafa devinimde bulunurken hem hareket etmiş olur, hem de belli bir doygunluk sağlayarak
oyun etkinliğini de yerine getirmiş olur. Bu nedenle çocuğun yaşamında devinim olarak oynamanın önemi çok
fazladır. (Zeuthen, 1978) bu dönemde kör bebeklerin annelerine görenlerinkinden daha fazla yük ve görev
düşmektedir. Görme özürlü çocuklar görsel uyarımlardan yoksun oldukları için hareketsiz kalmaktadırlar.
Bu nedenle çocuğun çevresi bedensel gelişimini sağlayacak biçimde düzenlenerek hareket özgürlüğünün çok
erken yaşlardan itibaren kazandırılmasına çalışılması gerekmektedir. Görmeyen çocuk, yakalama, başını
çevirme ve yattığı yerden doğrulma gibi devinimleri yapmak için sesli uyaranlarla uygun biçimde uyarılmalı
ve bu alıştırmalar sık sık yinelenerek devinimlerin süreklilik kazanmasına çalışılmalıdır. Anne çocuğun
oturmasına yardım etmeli ancak yardımın dozunu gittikçe azaltarak çocuğun kendiliğinden oturmasını sağlamalıdır.
Çocuğa elleri ile nasıl oynayacağı da öğretilmelidir. Çünkü görmeyen bebekler genellikle ellerini 6-7
aylık oluncaya kullanamaz ve omuz hizasında yumruk yaparak tutma eğilimindedirler. Çocuğun elleri ile
göreceği yani çevreyi elleri ile dokunarak öğreneceği gerçeği göz ardı edilmeksizin çocuğun ellerini
kullanabileceği bütün etkinliklere katılması sağlanmalıdır. Örneğin : beslenirken biberonu, kaşığı,
tabağı tutarak beslenme işine katılması sağlanmalıdır. Bu biçimde bir eğitim çocukta kendi kendine
yeme isteğini daha çabuk geliştirir.
Görme özürlü çocuklar görsel uyaran eksikliği nedeniyle yüzüstü yatmaktan, emeklemekten, sürünmekten
ve yuvarlanmaktan hoşlanmazlar ve kaçınırlar. Oysa, bu devinimler bedensel gelişim için gereklidir,
çocuk bu devinimleri yapmaya oyunlar vasıtasıyla teşvik edilmelidir.
Görme özürlü çocukların hareket özgürlüğünü kazanırken güçlükle karşılaştıkları bazı durumlar vardır.
Bunlar yönlere ilişkin olan kavramların kullanılmasıdır. Ön, arka, üst, alt, sağ, sol gibi kavramları
karıştırma eğilimindedirler. Bu düzenlenecek oyunlarda mutlaka verilmelidir, örneğin : görenlerle
birlikte oynanan masa altına ya da benzeri bir yere saklanmış olan nesneleri, çeşitli yön bildiren
komutlarla bulma oyunu.
Açık havada oynanan oyunlar çocuğun hareket özgürlüğünü artıran etkinliklerdir. Aynı zamanda çocuğa
büyük doygunluk sağlar, özellikle gören akranlar ya da ana-babayla birlikte oynandığında. Örneğin: " Çember"
oyunu açık hava gören akranla oynanan bir oyundur. Gören çocuk büyük bir çember içine girerek " At " olur.
Kör çocukta çemberi dıştan tutup sürücü olur. Bu oyun çocuğun hareket özgürlüğünü kazanmasına hem de
görenlerle kaynaşmasına yardımcı olur. Üç tekerlekli bisiklet, kaydırak, çit tırmanma v.b. açık havada
oynanan oyunlar çocuğa bedenini istediği biçimde kullanma becerisini kazandırarak hareket özgürlüğünü
geliştiren etkinliklerdir.
Yazarın Biyografisi
Prof. Dr. Ayşegül Ataman halen Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Görme Engelli Çocukların Eğitim Anabilimdalı Başkanlığını yürütmektedir.
|
|
|